Lojistik Yönetim Danışmanı Atilla Yıldıztekin

19 Mart 2013 Salı - 14:00
Kategori: Röportaj

PAYLAŞ

Lojistik Yönetim Danışmanı Atilla Yıldıztekin
Lojistik Yönetim Danışmanı Atilla Yıldıztekin
[b]Depolama sektörü büyüyor[/b] Tedarik zincirinin önemli halkalarından biri olan depolama yönetimi, ayrı bir uzmanlık alanı olarak gelişmiş olup lojistik faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Lojistik hareketlerinin zamanında ve sağlıklı yapılmasında malın niteliği ve niceliğine göre güvenli bir şekilde istiflenmesi, depolanması ve bilgisayar desteği ile kayıt altına alınması gerekiyor Birçok depoyu projelendiren ve şimdi de LEED sertifikalı yeşil depolar üzerine çalışan Lojistik Yönetim Danışmanı Atilla Yıldıztekin ile depolama yönetimi başta olmak üzere pek çok konuyu konuştuk. Lojistik sektörünün 10-15 sene öncesine bakıldığı zaman bugünkü durumu arasında çok büyük fark olduğunu belirten Yıldıztekin, bir zamanlar bu farkı ulaşılamaz ve yapılamaz olarak gördüğünü vurguluyor. Lojistik sektöründe çok büyük gelişmeler olduğunu ifade eden Yıldıztekin, lojistik potansiyelinin 10 misli arttığına dikkat çekiyor. Sektörde lojistik bilgisinin ve eğitim veren okulların arttığını, ölçeklerin büyüdüğünü kaydeden Yıldıztekin, konuyla ilgili sözlerini şöyle sürdürüyor: "İlk inşa ettirdiğimiz depo 5.000 metrekareydi, ilk depoya girdiğimizde arkadaşlar burası nasıl dolar demişti. Şimdi 200.000 metrekarelik depoları projelendiriyorum. İlk başladığımda 100 tane aracı ve TIR’ı olan şirket yokken, şimdi 1.000'in üzerinde TIR’ı olan birçok şirket var. Demiryolunda hiçbir şey yapılmazken, vagon özelleştirilmesinden sonra herkes demiryoluna yönelmeye başladı. Aynı şekilde limanlar çok büyüdü. Bu büyüme lojistiğin büyümesini de münkün kıldı." [b]Kalite artırılmalı[/b] Lojistik sektröründe büyümeyi engelleyen bir sorun olmadığının altını çizen Yıldıztekin, yapılan işi daha iyi yapmaya engel olan sorunların olduğunu söylüyor. 2023 yılında Türkiye'de lojistiğin 4-5 kat büyüyeceğine dikkat çeken Yıldıztekin, bu büyümenin ölçek, ciro ve filoların büyümesini de beraberinde getireceğinin altını çiziyor. Yeni depolara ve limanlara ihtiyaç olacağına işaret eden Yıldıztekin, demiryolunun da taşımada daha ağırlıklı olarak kullanılacağını belirtiyor. Bu yüzden lojistik büyümeyi kimsenin durduramayacağını sözlerine ekleyen Yıldıztekin, Türk lojistikçilerin bu işin içinde olmamaları halinde, yabancıların işin içine gireceklerini kaydediyor. Lojistiğin sadece ölçek büyümesi olmadığına da değinen Yıldıztekin, verilen hizmetlerin kalitesinin artırılması gerektiğini de belirtiyor. Kalitenin artırılmasında bazı faktörlerin rol oynadığına işaret eden Yıldıztekin, "Bu işi yapacak elemanlar çok önemli. 15 sene önce lojistikçi yoktu. Şimdi birçok lojistik elemanı var ve bunlar bu işi çabuk öğreniyorlar. Fakat bunların kalitesi yetersiz; çünkü okullarda verdiğimiz lojistik eğitimi, bu kişilerin sektöre gelip de sektörde verimli çalışmasına yetecek kadar değil. Okullarımızda eğitmen ve kaynak eksikliği var. Türkçe kitabımız ve literatürümüz yok. Bilgi birikimini artırmak gerekiyor. Yazılım, bilgi iletişimi ve depo içinde kullanılan elektronik cihazlarının gelişmesi lazım. Bu konuda da Türkiye'de çalışan firmalar var. Fakat istediğiniz kalite ve seviyede değil. Yazılım firmaları sektörün ihtiyacının gerisinden geliyor. Ölçeklerimiz yeteri kadar büyük değil" diyor. [b]Dikey ve yatay büyüme[/b] Türkiye'de en büyük lojistik firmasının Türkiye potansiyelinin yüzde 2 ya da 3'ü kadar iş yaptığına dikkat çeken Yıldıztekin, bunun da sektörün çok fazla parçalandığının göstergesi olduğunu kaydediyor. Çok fazla parçalamanın olduğu yerde, işe yatırım yapmaktan kaçınıldığına işaret eden Yıldıztekin, hayalinin Türkiye'deki şirketlerin hem yatay hem dikey olarak birleşmesi olduğunu vurguluyor. Yıldıztekin, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: "Yatay birleşmeden şunu kast ediyorum: Bir depolama işi yapıyorsan bir nakliye şirketi ile, nakliye yapıyorsan bir antrepo ile, antrepo yapıyorsan uluslararası ya da yurt içi dağıtım şirketi ile çalışmalıyım. Şirketleri tamamen birleştirip çalıştırmam gerekiyor. Dikey büyümede de ise, yaptığım işi yapan şirketlerle beraber büyümek gerekiyor. Bir finansman gücü gerekiyor. Bu finansman gücünü yabancı yatırımcılardan temin etmek mümkün. Ama ortaya projeyi koymak gerekiyor. Türkiye'de şirketler birleşemiyorlar. Yurt dışına baktığınız zaman arasında " & " işareti olan binlerce şirketi görebilirsiniz. Biz her işi sıfırdan kurarak büyüdüğümüz için, bir de soyadını peşine eklediğimizde bu şirket birleşmeleri konularında biraz korkak davranıyoruz." [b]Küresel çalışma[/b] Sektörün gelişiminde devletin bir engellemesi olmadığını vurgulayan Yıldıztekin, devletin sektörün ihtiyacının daha önünde yatırımlar, kanunlar ve uygulamalar çıkarttığını belirtiyor. Yıldıztekin, konuyu bir örnekle açıklıyor: "Kara Taşıma Kanunu çıktığı zaman önce çok itiraz ettik; ama kanun çıktıktan sonra bu sefer, 'neden bu kanunu herkes uygulamıyor' diye şikayet etmeye başladık. 'Kanunsuz her düzen, kötü kanundan daha kötüdür.' " Sektörde bilgi paylaşımının da olmadığına değinen Yıldıztekin, bunların sektörün önünde bir engel olmadığını kaydediyor. Lojistik firmalarının Türkiye'deki büyüme ile sınırlı kalmayıp, yakın komşularımızla sonrasında da daha uzak ülkelerle birleşmesi gerektiğini vurgulayan Yıldıztekin, "Dünyanın önde gelen 10 şirketine baktığınız zaman dünyanın her ülkesinde şubeleri olan ve çalışan şirketler. Çünkü ticaret artık milli sınırlar içinde kalmıyor, dışarıya açılıyor. Özellikle ithalat ve ihracatımızın normal ekonomik büyümemizden daha fazla artmış olması bunun göstergesidir. Biz de bir yerde yurt dışına açılmak zorundayız. Dışarıda yapılanan birkaç şirketimiz var. Bunun biraz daha artırılmasını öneriyorum. Küresel markaların ticaretini yapılıyor. Lojistik şirketleri de buna uyup, küresel çalışmak zorundalar" diyor. [b]İstanbul'da 6 milyon metrekare depo[/b] Türkiye'de depoların çok küçük ölçekli başladığını ifade eden Yıldıztekin, bunun nedenini ithalatın ve üretimlerin küçük ölçekli olmasına bağlıyor. Ölçekler büyüdüğünde depoların da yetersiz kaldığına dikkat çeken Yıldıztekin, depolarla ilgili devlet kurumlarının ve belediyenin koyduğu bir standart olmadığını söylüyor. Depolar için standarda ihtiyaç olduğunu sözlerine ekleyen Yıldıztekin, depo olmaması gereken yerlerin depo olarak satıldığını ya da kiraya verildiğini belirtiyor. Yıldıztekin, konuyla ilgili şu açıklamayı yapıyor: "Depoların düz alanda, çelik konstrüksiyon ve tek katlı kurulması gerekiyor. Türkiye'de arazi fiyatları o kadar yüksek ki, özelikle İstanbul, İzmir, Mersin, Adana, Ankara ve Bursa gibi kalabalık illerimizde depo yapıldığında bunun maliyeti çok yüksek oluyor. Bundan kaçınmak için de çok katlı depolar yapılıyor. Bu depolar yapıldıkça araziler pahalı oluyor. Ülkemizde sanayi, anayollardaki fabrikalardan kaldırılıp bir organize sanayiye nasıl toplandıysa, aynı şekilde şehrin anayollarındaki depoların da organize lojistik köylerine ve merkezlere taşınması gerekiyor. Böylece şehir içine giren araçların azalması ve yeni yapılan depoların belli bir standarda uygunluğu söz konusu olur." Standarda uygun depoların yapılmaya başlandığını sözlerine ekleyen Yıldıztekin, ihtiyacın fazla olması nedeniyle bu ihtiyacı karşılayacak depo üretiminin henüz olmadığını kaydediyor. İstanbul'da 6 milyon metrekare depo olduğunun tahmin edildiğini ifade eden Yıldıztekin, Bundan 10 sene sonra ihtiyacın 18 milyon metrekareye çıkacağını söylüyor. Çok pahalı araziler üzerinde depo yapıldığını, bunun da maliyetleri yükseltiğini kaydeden Yıldıztekin, "Ümidim, 3.Çevreyolu'nda. Bu bölgenin depoların yapılacağı alan haline getirilmesi gerekiyor. Şehir giriş-çıkış noktalarının konut ve organize sanayi yapılmadan, organize lojistik depo alanlarına çevrilmesi lazım. Bu olduğu zaman mevcut depolar yıkılacak ve insanlar buraya gidecek. Buradaki arazi de finanse edilmeli ki, depo maliyetleri düşsün. Belediyeler yeni yerler açmayınca araziler pahalı oluyor. Arazi pahalı olunca da depo maliyetleri artıyor. O zamanda yapılan iş pahalı oluyor. Sattığımız malın fiyatı artıyor" diyor. [b]Otomatik depolar artacak[/b] Yeni depoların artık büyük yapıldığına değinen Yıldıztekin, 2000 yılında 5 bin metrekare depo alanı büyük iken, şimdi en az 20 bin metrekare depo alanı istendiğine dikkat çekiyor. Büyük depo yapımı söz konusu olduğunda daha çok teknik yardım alınması gerektiğini sözlerine ekleyen Yıldıztekin, konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor: "Bir düz alanı kapatıp, içeriye depo yapamıyorsunuz. Bunun belli hesapları, planları ve standartları vardır. Bunlara uygun yapılması lazım. Depolar kalite olarak gelişiyor. Bir de depo ölçekleri büyüyünce otomasyon devreye giriyor. Otomasyon başlayınca depo içinde yükü daha yükseğe kaldıran forkliftler ve daha dar koridorlar söz konusu oluyor. Depoların boyları artık 100 metre civarında oluyor. Malın ayıklanması için sorting sistemleri kullanılmaya başlandı. Yakında içinde insan olmayan otomatik depolar görmeye başlayacağız. Kaldırma ve otomatik ayıklama makineleri önümüzdeki dönemde Türkiye'de çok satılan ürünlerinden olacak. Bunlar da verilen hizmetin kalitesini artırıyor." [b]Doğru depolama [/b] Raf sistemlerinin de kullanılan ürün, deponunun yüksekliği, paketleme cinsi, içerde katma değer yaratıp yaratmadığı, alana ihtiyaç olup olmadığı ve ürünün cinsine dayalı olarak planlanmasını gerektiğinin altını çizen Yıldıztekin, ilk giren son çıkan sistemine göre raf kullanılması gerektiğine değiniyor. "Önemli olan deponun metrekaresi değil, kaç tane paletin stok yapıldığıdır" diyen Yıldıztekin, çok palet ve stok yapmak için de koridorlarıın dar tutulması gerektiğine işaret ediyor. Bunun sonucunda da dar koridor forkliftleri olan ve 1.80 metrede çalışan turret truck tipi makinelerin depolarda daha fazla kullanılacağına dikkat çeken Yıldıztekin, "Turret truck kullanmak için de yüksekliğin 13, 14 ve 15 metreye çıkması gerekiyor. Onun için yüksek depolar lazım. 10 metrenin altındaki yer benim için depo değil. Ürünlerin hepsinin muhakkak paletli ve barkodlu olması gerekiyor. En iyi sistem, en ucuza stok yapabilen sistemdir" diyor. Malın uzun süre beklediği yerlerin karlı yerler olmadığını ifade eden Yıldıztekin, amacın malı depoda bekletmek olmadığını söylüyor. Yıldıztekin, bunun nedenini ise, şöyle açıklıyor: "Depoda bekleyen her mal, ek maliyet yaratır. Hedef, tedarik zinciri üzerinde malların hiç durmadan hareket etmesidir. Depoları dağıtım merkezi olarak kullanmamız gerekiyor. Bu da süreç yönetimini beraberinde getirir. Bunu yaparsanız depoya bile ihtiyaç kalmayacak. Çok kapılı, ince ve uzun yerler işinizi görecektir" diyor. [b]Anadolu'da depolama faaliyetleri[/b] İstanbul'un aksine Anadolu'da depoculuğun olmadığını kaydeden Yıldıztekin, Anadolu'daki firmaların ambar sistemiyle çalıştığını söylüyor. Çalıştığı lojistik firmalarına Anadolu'ya yayılmalarını önerdiğini belirten Yıldıztekin, "Zincir mağazalar Anadolu'ya gittikçe ve milli gelir artıkça buraki insanlar tüketim için daha fazla para harcayacaklardır. İstanbul'da her şey pahalı iken, Anadolu'da değil. Orada sanayi yatırımları başlayınca ve insanlar para kazanınca tüketecekler. Tüketmek için de oraya bazı malların gitmesi gerekiyor. Ürün gittiği zaman da depolanacak. Bunun için büyük şehirler arasında TIR’larla taşıma yapıp, şehir içinde kamyonlarla dağıtım yapacak bir lojistik ağının oluşturulması gerekiyor. Bu da yavaş yavaş başladı. Anadolu'ya açılan lojistik şirketleri var. Anadolu şu an lojistiğe aç. O yüzden gelişmenin Anadolu'da olacağını öngörüyorum. Samsun, Mersin, Bursa, İzmir, Ankara, Trabzon, Kayseri, Gaziantep ve Diyarbakır'a lojistik şirketleri gidip, 10 bin metrekarelik depolarla, oradaki lojistiği kendi üstlerine toplamaları gerekiyor. Burada teşvikler çıktı, üretim de başladı. Bu üretimin ihtiyacı olan hammadde ve bu üretimlerin diğer şehirlere dağıtılması için oralarda depoya ihtiyaç var" diyor.

Yorumlar

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap

İLGİLİ HABERLER